akar=uzar

ruhundan bedeninin
yeterince uzaklaşması
ölüm demek
bazen ölüme yaklaşmak gerek
kendini bilmeden
ruhsatsız
orman arazisi
ve fark edilmek
aynı suyun üstünde beklentiler
ölüm kayıp ayıp
suyun üstündekiler
sudan hafifler
suyu anlamak gerek
ben geçmişimle kurduğum kanalım
su akar
ben birikirim
su olduğumu bilmem
su beni bilmez
su tanımaz önüne geleni
kendine katar
ben
bilmez
kimseye söyleyemediğim ucubeliğimi
hep gördüm gözlerinizden ifadenizden
ben hareketliydim daima
yüzlerinizde gördüğüm hareket
büyüyen-çürüyen bedeninizde
zaman
gözlerinizde yoktu
hareket eden nesnelere karşı ilginizi çoktan yitirmiştiniz
hareket SUÇ demekti
yeni bir hareket
hareketin devamı yani
SUÇ

kopmuştunuz

ipin ucu kaçmıştı

olduğunuz yerde kalmıştınız
hiç bir duruma tabii olamıyordunuz
başlamamıştınız
geç kalanların ardında yerinizi almıştınız
çok korktum sizden
çook korktum SİZ'den
canınızı yakan şeylere gösterdiğiniz tepkiyi sundunuz bana
elinizi yaktım ayağınıza bastım elim gözünüze çarptı sandım yanlışlıkla
SUÇ'u hep kendimde aradım
Gözlerinizde okudum
yerleşik hayata geçtim sonra
on yedi metre duvar ördüm çevreme
dokunmadan geçti onca sene
yapamadım
çıktm hanemden
dokundum
sandım
Gördüğüm gibiydi herşey
ama yanlış ve yalnızdım
yanlış ve yalnızdı herşey gördüğüm üzre
yanlış ve yalnız olmayan şey gerçektir

yanlış ve yalnız olmayan tek şey korkumdu
ben hanemdeyken sayısız göz girmişti sıraya
bakamıyordum kendi gözümden
kapattım gözlerimi ve daldım derin karanlığa
önceleri karanlıktan korktum
ilk savunucusu karanlıktı ilkellerin
kardeş olduk kaçamadı
kardeşime ihanet ettim
yukardan mikroplarla dalmıştım
arınmadan
hala bissürü göz taşıyordum üzerimde
oysa ilk durağımdı karanlık
anlamadım!
anlamadan nereye gittiğimi
yeniden görmenin özlemiyle sarhoş
bile bile aslında
taşıdım üzerimdeki gözleri karanlığın ötesine
açık gözlerle geldim ben gölgesiz
görmeye duyduğum özlem değil
gör(e)meme  inanmayarak
bir inançsız
tanrının huzurunda
yozlaştım panik ile
burda yerleşeyim sandım
duvarın adı yok
konforun
burda kaldım
burda narkozlardan uzak
burda zaman ışık gibi ulaşmıyor her yere
burda zaman yok
burda yanlış ve yalnız giden bir şeyler var
sandım
herşey
yanlışlığın ve yalnızlığın ülkesindeyim şimdi
artık güzel olsun diye uğraşmıyorum yazdıklarım
iki taraflı bir ajanım
yukarıya da aşağıya da kendi usulümce yalvarıyorum
bilgi taşıyarak yani yazarak konuşarak
şişenin içinde ben varım
gönderdiğim notlar ondan ya hep ıslak
harap
derinlerde bir yerde kafeslendim
ışığın olmadığı yerdeyim
ellerimde sayısız göz
bul beni isterdim
kolay olurdu öylesi
bulsan kapasan gözlerimi
ama yok
yargı-yarış
yok
nefes
var
nefes
var
ve bir nefes
ve var
lık sahası işgal ettiğim
ben bir ucubeyim
bir ucube gözlerini arayan

(ben seni nasıl öpmem
sevdiğim
herhangi biri gibi)

NOT: bu bir bir adres tarifidir yalnızca.. yanlış olmuş olabilir.. imza: buraları bilmeyen biri


ne veriim abime?!

şairsen içmelisin
içiyorsan şairsin hala
her şeyi söyleyebilmelisin
sen yine de duyduğuna inanma

söz ver

sözüne güvenme hiç kimsenin
dost sızar sızı kalır

şanlı erkek marşı ya da ereksiyon eğrisi

(sopa penistir
sağır şiddet dediğin
kalın ve yalın bir sopa)

ihtiyarlar başın

ihtiyarlarsın başının ihtiyarlamasından
her aynada

yumuşamak yakışmaz erkek adama
basursun
basur ol
miden kanamadı mı hala

uyuma.. taşı
ve yaşa
ve yaşa istemeden (belki zulmetmeden kendine)
yaşa
yaşa
yaşa
kurduğun zindanlarda
dızzt
saraylarda
(yaşa)
kimseler bakmazken
saraylarda (ya
şa) kimsesiz
saraylarda(y...)
sessiz.

işi bıraktım

fuhuş bir yaşam biçimidir.
hiç biriniz belki çok azınız
kurtulacak orospuluktan
hiçbirimiz belki çok azımız
konuştuğumuz kişiyiz aslında
durduğumuz yerde başlayacak yaşam
harekete geçmenin tam zamanı


ne var ne yok



















anlattığın kadar uzaksın
anlattığın kadar mısın
bırak anlaşılsın
nietzche bir aptaldı ben bir aptalım
şehvet tam ortamda
kemiklerim eriyor
ez ez ez bastığın yere bakma emi
üçüncü tekil şahıs

kendine dolar kollarını 
dokunulmaz
ne cüzzam ne verem
çemberin ortasında boşluk
ulaştığı yerde başlar yeniden
dokunamaz
varlığı yokluğu anlaşılmaz

tam am lan!

olduğun y erde kal
o lduğun yerde kal
o ld  u  ğun y er  de   k    al

tam

bağışla

suya öfke karışıyor
taşıdıkların taşıyor
karışıyor toprağa ve aya
zehrini yut
yut zehrini ve sus
ebediyet kumsalına il ayak basan mısın
ilk sabırsız sen değilsin
toz
ayaklarımın altında burnumdan soluduklarım
yaklaşma
korkuyorum
şüphe ve özlem ve kibir ve elem
sus
-turamaz bildiklerin öğrendiklerini
saklayamaz
sayıklarsın sayıkla
söyle
yaşa
yaşa
yaşa
zor geliyor anlatmak hislerimi
hep kötü
hep hain
suclu hep
utanan üzülen merhamet edenlerin hepsi artık aramızdalar
bağır istersen
ya da bayıl
benden medet umma

yolsuz

dedim gülüm yoluna git
dedi yolum yol değil
dedim gülüm yoldan çıkanlar yol aramazlar

Destur

efendim,sosyal hayat mağduruyum
usandım aynalardan
...
tanrılar ne yapar bilmem
ben tanrı olsam manzarası güzel bir ev isterim
mermer üstü soğuk beynim kemikle korunur benim
...ahh ben...
çok önce daha sen yokken
sana boşlukta salınan
ve binlerce yıl da geçse üstünden
yerini yurt edinen
ağaç ya da çimen değil
kırılmış bir dal kadar emin kendinden
...
önceyi sonrayı çıkar(a)t aklından
an be an al beni
ister patla ister yan boğul
ama izin ver

mat


























*
havanın içine doğdun
sana denizleri verdik.

**
herkesi aynı dertle boğuşur sanan
ne alacak tadını yediğinin
yediklerini çiğneyen kim
kim onu doyuran
doyan
kim

***
dünyevi suskunluk bırakmışken yerini
hane halkı ahlakına
kimseler var her yerde artık her kimseler
kimseyi incitemeyenler, tanrının adıyla ceza kesenler, tanrının adıyla hükmedenler, hak sahipleri, ev sahipleri ve hayat sigortaları
yol arayan elektrik, rüzgarsız havada uçurtma, ufalanan kaya, ıslak kum
ölü bedenler toprak altında
ölü bedenler ateş altında
ölü bedenler suda
ölü bedenler içerisine hapsolmuş ruhlar
dışı zombi içi hayalet
bedeninde hapis başkasının zihniyle
gözler(z)indan akanlar soğuk algınlığı
bir damla gerçek göz yaşı söndürecek tüm ormanı


düş taşı!


gel düş üstüme
üstüme düş gel
üstüme gel düş
düş gel üstüme
gel üstüme düş
düş üstüme gel

ölürem ha!

...küresel ısınmanın, faili meçhulların, ahlaksızlıkların yolsuzlukların namussuzlukların baş sorumlusudur Pazartesi.
O'nu Salı takip eder.Üçüncü sırada Çarşamba vardır.
Perşembe ve Cuma ilk beşin diğer elemanlarıdır.
İki gün dinlenir ve kaldığı yerden devam eder koşullu kalabalık.
Efendinin tanrıyı tahtından indireceği gün yakındır.
Koca bi ülkeyi sel basar, arka bahçesine havuz yaptırırken birileri.
On yüz bin milyon hesap gelir restoranda. İtiraz edilir.
Çocuklar açlıktan ölür ya da ekmek kuyruğunda donar.Doğal karşılanır.
Dünya'yı bok götürmektedir. Birileri kuzey kutbuna göz dikmiştir.
Birileri artık yeni gezegenler bulmanın zamanıdır der.
Hızla tükenir kaynaklar,soyu tükenir hayvanların, bitkilerin.
Anne çocuğuna sahtekar olmasını tembihler, güçsüzü ezmeyi güçlüye saygı göstermeyi öğretir.
Ezilenin karşısında durur herkes.
Düşenin dostu olmaz!
Kimse başına gelmeden felaketlere kafa yormaz.
Herkesin bir işi vardır.
Meşguldür kendi derdiyle herkes.
 Hayaller çocukçadır. Boşunadır hayaller.
Yapılacak işler vardır,alınacak terfiler,öpülecek kıçlar vardır. Susulacak gerçekler.


...biz bu sınırları niye çizdiik?!
seni daha iyi görebilmek içiin

ufalanır heceler

yalnız değilim yalancıyım dedi adam
korkmuyorum karanlıktan

an(l)ı yaşam

gün olacak belki

gün olacak karnı doyanlardan uzak

anlaşılır tek bir şey söyleyeceğim ve duyacak bunu bütün mahalle
ve anlayacak biliyor musun
işin garibi de bu zaten anlayacak diyorum olm sana bak
anlıyor musun

aynı anda

...herşey aynı şey
ben beyaz bir atlettim
renk verdin bana
ezkaza aynı makinada yıkanmıştık